Türklerde Medyumluk, medyumlar,


Medyum

ve medyumluk hakkında tüm merak ettiklerinizi, cevap bulamadığınız tüm sorunlarınızı bana buradan sorabilirsiniz.
Medyum Kenan Teke sizlerin mutluluğu amaçlı olarak gelecekten hissiyat yapmakta ve sizlere bilinmeyeneleri söylemektedir.

Türklerde Medyumluk Esasen çok eskidir fakat halk diline hoca olarak yerleşmişliği vardır. Medyum kelimesi ülkemizde son 16 yılda yaygınlaşmıştır. Eski çağlarda yaşayan insanların inançlarına göre bazı nesnelerde uğur veya uğursuzluk bulunur. Uğur bulduğunu düşündüğü nesneyi boynuna asar yada yanında taşır. Bir taş parçası bir bitki bir mavi boncuk garip gözüken bir böcek kurt dişi ayı veya kartal tırnağı olabilir.

Türklerde Medyumluk bu muska ve tılsımların bozulması hususunda medyumluk çok etkilidir. Dünyanın bir çok ülkesinden Türkiye'ye gelerek şifa arayan kişiler oldukça fazladır. Eski çağlarda yaşayan kişilerden bu yana Hastalıklardan nazardan göze görünmez bela ve kazalardan korunduklarına inanırlardı. Eski Romalılar Plinius'a göre zehirlenmekten korunmak için esrarengiz işaretler yazılmıştır. Muska tılsım gibi şeyleri üzerlerinde taşırlardı. Muska ve tılsımların en eski şekli mısırda bulunmuştur. Din adamları, bu muska ile yapılan büyülerle tılısımlarla hurafeleri, yani eski putperestlik kalıntıları ile çok eski zamanlarda da mücadele etmişlerdir.

Din adamları Bu tılsım ve muskaları çeşitine göre değerlendirir bozulması gerekenleri bozarlardı bu güne kadarda bu şekilde süregelmiştir. Türklerde medyumluk bu şekilde ilerlemiştir.

Cahiliye döneminde yaşamış olan Türk uluslarında Muska tılsımlar kullanmak adeti ve bu tılsımların her türlü bela ve afetlerden koruyacağına inanmak çok yaygındı. on dördüncü yüz yılda budist ve manihaist Türklerinin yaşamış oldukları doğu türkistanda yapılan arkeoloji araştırmalarında elde edilen malzemeler arasında tılsım muska muhtelif dini formüller yazılı levhalar tahtalar yer almaktaydı.

İlkel insanların o  dönemlerde ki inancına göre bazı nesneler uğurlu veya uğursuz sayılır ve ona göre değerlendirilirdi. Uğurlu gördüğü şeyleri üzerinde taşır bazı taş parçalarına, bazı bitkilerle, mavi boncuklara, tuhaf olan bazı böcekleri, kurtların dişleri ayı veya kartal tırnağı gibi şeyleri taşımaktaydılar. Bu muska tılısımlı taş ve bitkilerin hayvanların uzuvlarını hastalıklardan, nazardan, göze görünür görünmez, bela ve kazalardan korunmak maksatlı koruduğuna inanırlardı.

Müslümanlar arasında en korkunç hurafelerden biride büyücülere muska (sihirli tılsım) yaptırıp onlara inanma adetidir. Her türlü büyülü muska tılsım sahirlerin yaptıkları nesneleri taşımak menşeği putperestliğin en ilkel şekli Fetiş'tir. Sonraları bu inanışın gelişme safhasında dini formüller yada garip işaretler yazılan kağıt parçaları eski fetişlerin yerini tutmuştur.

14. yüzyıllarda Budist ve Manihaist Türklerin yaşamış oldukları Doğu Türkistan'da yapılan arkeoloji araştırmalarında elde edilen malzemeler arasında tılsım, muskalar, (muhtelif dini formüller yazılı levhalar, tahtalar, kazıklar, ve ağaç kabukları gibi şeyler) bulunmuştur.

Budist Uygurların dini kitaplarında da tılsım şekillerine rastlanmıştır. Bunlardan üç şekil Alman Türkoloğu F, W, K, Müller tarafından neşredilen eski Türkçe Uygur metinlerinin birinde izahlarıyla gösterilmiştir. Birincisi Mutlu olmak, üçüz doğurmak, kolay doğum yapmak için kullanılan muska. İkincisi gösterilen tılsımda ise bu tılsımı şaraba karıştırıp içenin başağrısı geçermiş. Ayrıca Pars yılında doğan üzerinde taşırsa çok mutlu olurmuş. Üçüncüde ise hayvanları ölen, aşagıdaki tılsımı kapıya yapıştırırsa, hayvanları ölmezmiş.

10. yüzyılda Türk ulusları büyük bir topluluk halinde İslamiyeti kabul ettikten sonra eski cahiliyet dinlerine hizmet eden kamlar (şamanlar), Budizim ve Manihaizim papazları kendi mesleklerini ortadan kaldırmakta olan yeni dine (İslam'a) karşı mukavemet göstermek istemişlerse de yeni dinin sağlam yerleşmekte olduğunu görerek bu dinin yarattığı ortama intibak etmeyi daha karlı bulmuşlardır. Bunlar kendi mesleklerini  kurtarmak için Müslümanlar arasında revaçta olan hurafelerden faydalanırlar. Zaten Arapların kendileri cahiliyyet çağının birçok adet ve inançlarını, İslam dininin şiddetle yasak etmesine rağmen, muhafaza ederek Türkistan'a kadar götürmüşlerdir. Cahiliyet araplarında sihir, efsun ve tılsım gibi hurafe büyüleri azaim, ti'vele,te'mime, neşre,ra'b, rukye, ve başkaları gibi terimler vardı. Bu terimler, cahiliyet araplarında olan mana ve muhtevalarıyla orta asya'ya sokulmuştur.

 
Yerli şaman ve sapık rahipler müslümanların cahil tabakasına bulaşmış olan bu hurafelerden faydalanmışlardır. Türk hakanlığında İslamiyet temelli olarak yerleştiğinden 100 yıl sonra yazılan dini ve siyasi ahlak kitabı Kutadgu Biliğ'de yazar muazzimleri üfürükçü ve muskacıları toplum için gerekli bir sınıf olarak kabul etmiştir.