Medyum

ve medyumluk hakkında tüm merak ettiklerinizi, cevap bulamadığınız tüm sorunlarınızı bana buradan sorabilirsiniz.
Medyum Kenan Teke sizlerin mutluluğu amaçlı olarak gelecekten hissiyat yapmakta ve sizlere bilinmeyeneleri söylemektedir.


Alemlerin rabbı olan Allah'a hamd olsun... Salat ve selam efendimiz emin Peygamber Muhammed'e... Sonra onun pak âline... ve ashabının tümüne olsun. İbni Abbas r.a. Hz.'inden naklen Muaz b. Cebel rivayet ediyor: Bir gün Resulullah (s.a.)ile beraberdik. Ensardan birinin evinde toplanmıştık... Tam bir cemaat olmuştuk. Sohbete dalmıştık. Bu arada, dışardan bir ses geldi: Ev sahibi ... İçerdekiler ... Eve girmem için bana da izin verirmisiniz? Benim sizden bir dileğim var. Görülecek bir işim var. Bunun üzerine herkes Resulullah (s.a.) Efendimizin yüzüne bakmaya başladı. Orada her zaman büyük oydu... İzin ondan çıkacaktı. Resulullah (s.a.) Efendimiz, duruma vakıf oldu ve : Bu seslenen kimdir, bilirmisiniz?... Buyurdu... Biz hep birden şöyle dedik: En iyi bilen Allah ve Resûlüdür. Bunun üzerine Resulullah (s.a.) Efendimiz: O, lain İblistir. Şeytandır. Allah'ın lâneti üzerine olsun... Buyurunca ; hemen Hz. Ömer: Ya resulullah, bana izin veriniz onu öldüreyim. Dedi ...
Resulullah (s.a.) Efendimiz bu izni vermedi; ve şöyle buyurdu: Dur ya Ömer, bilmiyor musun ki; ona belli vakte kadar mühlet izin verilmiştir... öldürmeyi bırak. Sonra şöyle buyurdu: Kapıyı ona açın gelsin... O buraya gelmek için emir almıştır. Diyeceklerini dinleyelim anlamaya çalışınız. Size anlatacaklarını iyi dinleyiniz. Bundan sonrasını ondan dinleyelim; yani Ravi'den . Şöyle anlattı : Kapıyı ona açtılar,içeri girdi ve bize göründü . Bir de baktık ki; şekli şu: Bir ihtiyar, şaşı, aynı zamanda köse, çenesinde altı(6) veya yedi (7) kıl tüy sallanıyor.
At kılı gibi, gözleri yukarı doğru açılmış, kafası büyük bir fil kafası gibi, dudakları da, bir manda dudağına benziyordu. Sonra şöyle bir selam verdi: Selam sana ya Muhammed ; Selam size cemaati müslimin. Onun bu selamına Resulullah (s.a.) Efendimiz şu mukabelede yani sözde bulundu: Selâm Allah'ındır ya lain şeytan. Sonrada şöyle buyurdu: Bir iş için geldiğini duydum; nedir o iş? Şeytan şöyle anlattı: Benim buraya gelmem gelişim, kendi arzumla değil zorla mecburen geldim. Resulullah (s.a.) Efendimiz sordu: Nedir o mecburiyet? Şeytan anlattı. izzet sahibi Rabbın katından bir melek geldi ve dedi ki: Allah-ü Teala sana emir veriyor: Muhammed'e gideceksin. Ama düşük ve zelil bir halde tevazu ile. Ona gideceksin ve adem oğullarını nasıl kandırdığını anlatacaksın . Onları nasıl aldattığını söyleyeceksin bir bir ona. Sonra o sana ne sorarsa doğrusunu diyeceksin. Sonra Alla-ü Teala buyurdu ki: Şöylediklerine bir yalan katarsan, doğruyu söylemezsen... seni kül ederim , rüzgar savurur... Düşmanların önünde seni rüsvay ederim . İşte...böyle; ya Muhammed, o emir üzere sana geldim. Arzu ettiğini bana sor. Şayet bana sorduklarına doğru cevap vermezsem , düşmanlarım benimle eğlenecek. Şu muhakkak ki, düşmanlarım eğlencesi olmaktan daha zor bir şey yoktur. Bundan sonra Resulullah (s.a.) Efendimiz şöyle sordu. Madem ki, sözlerinde doğru olacaksın.
O halde bana anlat: Halk arasında en çok sevmediğin kimdir? Şeytan şu cevabı verdi. Sensin ya Muhammed ... Allah'ın yarattıkları arasında senden daha çok sevmediğim kimse yoktur. Sonra senin gibi kim olabilir ki? Resulullah (s.a.) Efendimiz sordu: Benden sonra, en çok kimlere buğuzlusun (kinlisin) ve sevmezsin ? Şeytan anlattı. Muttaki bir gence ki... varlığını Allah yoluna vermiştir. Bundan sonra, sual cevap aşağıdaki şekilde devam etti. Resulullah (s.a.) Efendimiz sordu; Şeytan anlattı. Sonra kimi sevmezsin ? Kendisini sabırlı bildiğim, şüpheli işlerden sakınan alimi...
Sonra? Temizlik işinde... yıkadığı yerleri üç defa yıkamaya devam eden kimseyi. Sonra Sabırlı olan bir fakiri ki; ihtiyacını hiç kimseye anlatmaz. Halinden şikayet etmez. Peki bu fakirin sabırlı olduğunu nereden bilirsin ? Ya Muhammed, ihtiyacını kendi gibi birine üç gün üst üste anlatırsa, Allah onu sabredenlerden yazmaz. Sabırlı kimselerin işi buna benzemez. Hasılı, onun sabrını; halinden, tavrından ve şikayet etmeyişinden anlarım. Sonra kim? Şükreden zengin.
Peki, ama o zenginin şükreden olduğunu nasıl anlarsın? Onu görürsem ki, aldığını helâl yoldan alıyor ve mahalline harcıyor. Bilirim ki o şükreden bir zengindir. Resulullah (s.a.) Efendimiz bu defa mevzuyu değiştirdi ve ona baska sual sordu. Peki, ümmetim namaza kalkınca,senin halin nice olur?... Ya Muhammed, beni sıtma tutar, titrerim. Neden böyle olursun ; ya lain şeytan? (iblis) Çünkü bir kul, Allah için secde edincebir derece yükselir. Peki ya oruç tuttukları zaman nasıl olursun?... O zaman bağlanırım ta onlar iftar edinceye kadar. Peki ya Hac yaptıklarızaman nasıl olursun?...
O zaman da, çıldırrım. Peki ya Kur'an okudukları zaman nasıl olursun?... O zaman da, eririm. Tıpkı ateşte eriyen bir kurşun gibi eririm. Peki, ya sadaka verdikleri zaman halin nasıl olur?... Ha işte ... o zaman halim pek yaman olur. Sanki sadaka veren, bir testere alır eline ve beni ikiye böler. Resulullah (s.a.) Efendimiz sebebini sordu: Neden öyle testere ile ikiye biçilirsin, ya Eba mürre?... Bunun üzerine İblis: Onuda anlattı...ve sonra anlatmaya başladı. Çünkü sadakada dört (4) güzellik vardır. Şöyle ki:
1- Birincisi Allah-ü Taala, sadaka verenin malına bereket ihsan eder. 2- İkincisi O, sadaka veren kimseyi halkına sevdirir. 3- Üçüncüsü Allah-ü Taala onun verdiği sadakayı, cehennemle arasında bir perde yapar. 4- Dördüncüsü Allah-ü Taala, belayı, sıkıntıyı ahları ondan defeder.
Bundan sonra Resulullah (s.a.) Efendimiz ashabı hakkında ona bazı sorular sordu. Ebu Bekir için ne dersin?...İblis şu cevabı verdi: O bana cahiliyet devrinde bile itaat etmedi... İslam'a girdikten sonra nasıl bana itaat eder?... Peki, Ömer b. Hattab için ne dersin?...İblis şu cevabı verdi : Allah'ayemin ederim ki;her gördüğüm yerde ondan kaçtım. Peki, Osman b. Affan için ne dersin?... Ondan utanırım... hem de çok ... Nasıl ki, Rahman'ın melekleri de ondan utanırlar... Peki, Ali b. Ebûtalib için ne dersin?...İblis onun için şöyle dedi: Ah, onun elinden kurtulsam ... O, kendi başına kalsa; ben de kendi başıma kalsam... O, beni bıraksa... ben de onu bıraksam... Ben onu bırakırım ; ama o beni bırakmaz. Resulullah (s.a.) Efendimiz, yukardaki soruları sorduktan ve şeytanın verdiği cevaplar kısmen bittikten sonra , şöyle buyurdu; Ümmetime saadet ihsan eden, seni de taa, belli vakte kadar şaki kılan Allah'a hamd olsun . Resulullah (s.a.) Efendimiz o cümlesini duyan lain iblis şöyle dedi: Heyhat, heyhat ... Ümmetin saadeti nerede? ben o belli vakte kadar diri kaldıkça , sen ümmetin için nasıl ferah duyarsın? Ben onların kan mecralarına girerim. Etlerine karışırım , ama onlar, benim bu halimi göremez ve bilemezler. Beni yaratan ve baas gününe kadar bana mühlet veren Allah'a yemin ederim ki: Onların tümünü azdırrım, cahillerini ve alimlerini... Ümmilerini ve okumuşlarını ....Facirlerini ve abidlerini ... Hasılı, bunların hiç biri elimden kurtulamaz. Fakat ... Allah'ın halis kullarını... Evet, bunları azdıramam . Bunun üzerine Resulullah (s.a.) Efendimiz sordu?... Sana göre ihlas sahibi olan muhlis kullar kimlerdir?... Bu suale iblis şu cevabı verdi : Bilmez misin? ya Muhammed, bir kimse ki, dirhemini dinarını (parayı) sever... O Allah için bir ihlasa sahib değildir. Bir kimseyi görürsem ki; dirhemini dinarını (parasını) sevmez; Övülmekten, medhedilmekten hoşlanmaz... bilirim ki: O ihlas sahibidir... Hemen onu bırakır kaçarım. Bir kul, malı ve övülmeyi sevdiği süre, kalbi de dünya arzularına bağlı kaldığı müddet, o size vasfını yaptığım kimseler arasında bana en çok itaat edendir .Bilmezmisin ki ;ya muhammed mal sevgisi, büyük günahların en büyüğüdür. Bilmezmisin ki; ya muhammed baş olma sevgisi yine büyük günahların en büyükleri arasındadır. İblis anlatmaya devam etti: Ya Muhammed bilmez misin ?... Benim yetmişbin tane (70000) çoçuğum var. Bunların her birini bir başka yere tayin etmişimdir. Sonra ...o her çocuğumla birlikte yine yetmiş bintane (70000)şeytan vardır. Onların bir kısmını ulemaya gönderdim. Bir kısmını gençlere yolladım. Bir kısmını da, meşayihe saldım. Bir kısmını da  ihtiyar kadınlara musallat ettim. Gençlere gelince; aramızda hiç bir anlaşmazlık yoktur onlarla iyi geçiniriz. Çocuklara gelince ... onlarla da, bizimkiler istedikleri gibi oynarlar. Bizimkilerin bi kısmı da,abidlerin başına dert ettim. Bir kısmınıda zahidlerin. Onlar, bunların yanına girer;halden hale sokarlar, Öyle hal alırlar ki;bir tepeden öbürüne... hep dolaştırıp dururlar, başlarlar, sebeplerden herhangi birine sövmeye...
İşte ... böylece onlardan ihlası alırım ... onlar, bu halleri ile, yaptıkları ibadeti, ihlazsız yaparlar gayrı... ama bu hallerinin farkında olamazlar. İblis, bundan sonra aldattığı bir rahibin hikayesini anlatmaya geçti. Ve şöyle dedi : Bilmez misin; Ya Muhammed, Rahip barbisa; tam yetmiş  (70) yıl  ihlas ile Allah'a ibadet etti. Bu ibadetleri sonunda ona öyle bir hal ihsan edilmişti ki: Her dua ettiği hasta duası bereketiyle şifayap oluyordu.Onun peşine takıldım; hiç bırakmadım ... zina etti , katil oldu, sonunda küfre girdi . Bu o kimsedir ki; Allah-ü Taâlâ aziz kitabında , şöyle anlatır: ...Şeytanın hali gibidir ki; o insana: Kafir ol ... Dedi ... vaktaki o kafir oldu, bu defa ona şöyle dedi: Ben senden uzağım... Ben, Alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. 59/16 ayet.