Medyum

ve medyumluk hakkında tüm merak ettiklerinizi, cevap bulamadığınız tüm sorunlarınızı bana buradan sorabilirsiniz.
Medyum Kenan Teke sizlerin mutluluğu amaçlı olarak gelecekten hissiyat yapmakta ve sizlere bilinmeyeneleri söylemektedir.


Ruh ve ruhlar alemi :
Ruhlar alemi, Hz Adem’in yaratılmasından önce yaratılmıştır Nitekim, birer ruhanî alemlerin üyesi olan melekler ve cinlerin Hz Adem’den önce var olduğu bilinmektedir .
Ruhlar aleminden anne karnına, oradan çocukluğa, gençliğe, ihtiyarlığa ve kabir, berzah, cennet veya cehenneme giden yoldayız Bu yolun başı ruhlar alemidir Bu itibarla ruhların yaratılması cesetlerinden öncedir Nitekim, Peygamber Efendimiz (a.s.m.), “Ruhlar, toplanmış cemaatler gibidir Onlardan önceden birbiriyle tanışanlar, iyi anlaşırlar Tanışmayanlar ayrılırlar pek anlaşamazlar” buyurmuştur (Buhari, Enbiya, 2; Müslim, Birr, 159; Ebu Davud, Edeb, 19) Peygamber efendimizin bu açıklaması, insanların dünyaya gelmeden bir yerlerde tanışıp kaynaştığını haber vermektedir Bu durum anne karnında olamayacağına göre, demek ki daha önceden var olduklarının ve anne karnına gelmeden yaratıldıklarının en açık delilidir 
 
Âzımabadî, bu hadisi şerh ederken “ruhların cesetlerine gelmeden önce tanışıp kaynaşmaları” diyerek ruhların cesetlerden önce yaratıldığını ifade eder. Ruhların kâinatın hangi evrelerinde var edildiğine dair kesin bir bilgiye sahip değiliz Fakat, melekler göklerin, cinler ise yeryüzünün sakinleri olduğuna göre, buraların onlardan önce yaratılmış olması gerekir. Unutmamak gerekir ki, “Sana ruh hakkında soru sorarlar De ki: “Ruh, Rabbimin emrindedir Size ilimden ancak, az bir bilgi verilmiştir”(İsra, 17/85) mealindeki ayette ifade edildiği üzere, ruh en gizemli bir varlıktır Onun için ruhun gerçek yaratılış zamanını ve mahiyetini ancak Allah bilir. Cinlerin de ruhu vardır Ancak, ilgili ayette söz konusu edilen “Ruh aleminde alınan söz” insanlarla ilgili olarak zikredilmektedir Hatta ayette açıkça ruhtan söz edilmemiştir Fakat, genel kanaate göre bu olay ruhlar aleminde geçmiştir İlgili ayetin meali şöyledir: 
“Bir vakit Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini almış ve onları kendileri hakkında şâhit tutarak: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim? demişti Onlar da: “Evet biz şâhidiz” demişlerdi Bunu, kıyâmet günü, “bizim bundan haberimiz yoktu” dememeniz için yaptık”(Araf, 7/172) Burada önemli olan konu, Allah’ın ruhlardan söz aldığı “Kalü Bela” dediğimiz anlaşmanın ne zaman olduğudur Bu konuda alimlerin görüşleri özetle şöyledir: Bazı müfessirler, misakın temsil ve istihare yoluyla bir ilâhî irşat olduğunu söyleyerek şöyle derler: Bu bir benzetmedir İnsanların, Allah’ın rububiyetini tanımaya muktedir bir kabiliyette yaratılmış olmaları, bir bakıma, şahit tutulmaları olarak değerlendirilmiştir.
 
Tefsir âlimlerinin büyük çoğunluğu ise, hem ilâhî hitabın, hem de ruhun verdiği cevabın sembolik değil, hakiki olduğu görüşündedirler Bu görüşü son asrın müfessirlerinden Mehmed Vehbi efendi şöyle dile getirir: Akıl ve hayat vermeksizin lisan-ı hâlle cevap vermek ihtimalleri varsa da, daha doğru olanı, akıl, hayat ve nutuk verdi, halıkıyetine ve rububiyetine delalet edecek delilleri gösterdi Onlar da suali fehmedip (anlayıp), akılları idrak ederek lisanlarıyla söylemek suretiyle cevap verdiler.